Oh olsun Tuncay Özkan'a
Tuncay Özkan’a oh olsun. Yıllarca içerde yatsın. Hapislerde çürüsün…
Gizli örgüt üyesi olmuş, Türkiye’nin başına çoraplar örmeye hazırlanıyormuş... Memleketi Kemalist bir ideolojiyle, demokrasinin uzağında özgürlüklerimizi kısarak yönetecek gizli bir yapılanma içindeymiş…
Peki hepsine peki… İnandık. Vicdanımızda mahkum ettik. İyi de bir insanı hapiste çürütmek için kanaat yeter mi? Yeter diyorsanız, sözüm yok.
Ama unutmayın, gazetecileri kullanılacak, hapsedilecek diye ayrıma tabii tutanlar da vicdani kanaatlerine göre hareket ediyordu. Kendilerini memleketin koruyucusu ve kollayıcısı olduğunu düşünenler, birilerini memleketi laik sistemden koparmakla suçluyor. Ve ne yapıyor; bu kişileri “aklınca” fişliyor.
Demokrat olduklarını iddia edenlerin vicdanları doğru, diğerlerinin yanlış sonuçlar doğurduğunu iddia edenler de çıkabilir.
Yine de vicdanlara göre mahkumiyet dağıtanlar, demokrat olan ile olmayanı karıştırmaları halinde yaşanacakları düşünmeli.
Bir başka nokta daha var. Savcılıkların hazırladığı dosyaları peşinen doğru kabul etme hastalığı. Bu hastalık öyle bir seviyede ki, mahkemeleri kapatsak, kimsenin sesi çıkmayacak!
***
Tuncay Özkan’ın kamuoyuna yaptığı açıklama açıkçası beni ürküttü.
Söylediklerinin onda biri doğruysa, bu ülkede tam bir akıl tutulması yaşanıyor demektir. Bir sanığın neyle suçlandığını bilmesi en temel hakkı. Özkan, 16 aydır hapiste ve bas, bas bağırıyor: Bana suçumu söyleyin!
Özkan, TBMM’ni ve hükümeti cebir ve şiddet ile ortadan kaldırmak, silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlamalarıyla ömür boyu ağır hapis cezası istemiyle tutuklu…
Özkan basit bir soru soruyor: “Ne zaman örgüte üye oldum, ne zaman şiddet kullandım, ne yaparak hükümeti cebir ve şiddet kullanarak devirmeye çalıştım.”
Anayasa’nın (19 ve 141) ve CMK’nun (100/1-3, 101/2 ve 170) ilgili maddeleri, sanığın neyle suçlandığının iddianameye yazılmasını ve sanığa söylenmesini zorunlu kıldığını hatırlatan Özkan’ın isyanı şu: Bana suçumun ne olduğu söylenmiyor. Savcılık bunu söylemek için 16 ay mehil istedi. Peşin cezaya dönüşen tutuklu bulundurma hukuksuzluğunun önüne geçilmesi için Türkiye’yi göreve çağırıyorum.”
***
Başa dönersek, Özkan gerçekten suçlu olabilir. Yıllarca hapiste kalabilir veya beraat edebilir. Tahliye olabilir. Buna karar verecek olan mahkeme elbette. Ancak sanıklara işkenceye dönüşen suçunu söylememe hali, soruşturma sürüyor, deliller toplanıyor diyerek hapislerde çürütme anlayışı, en az gazeteci fişlemek kadar vahim değil mi?
Generalin teki veya birkaçı veya tümü, 7 yıl önce düşünmüş, fişlemiş, planlamış ve becerememişler. Sonuçsuz kalan bir teşebbüsten “demokrasi elden gidiyor” sonucunu çıkaran ve canları yananların, hapiste neden çürütüldüğünü soranlara yönelik tavrı normal mi?
Birileri fişlenmiş, birileri ise şişlenmiş en nihayetinde…
Yavuz SEMERCİ -
Gazeteport/30.01.2010
|